Sloganını söylemeyen derman bulamazmış…

Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesinin beşinci yılı ile cinayetin görüldüğü davanın sonuçlanması aynı tarihlere denk geldi. 1997′den beri, devlet içindeki gizli yapılanmaların ve belki de bundan daha gizli, kökleri daha derinlerdeki toplumsal ayrışmaların rol oynadığı düşünülen bu cinayet Dink’in meslektaşları, aydınlar tarafından ciddi bir medya desteğiyle hep gündemde tutulmaya çalışılmıştı. Dava sürerken her duruşması anımsatıldı, anma toplantıları düzenlendi, internet siteleri kuruldu ve daha birçok şey…

Bu denli uzun sürmesinin yanı sıra zaman zaman basına yansıyan haberler nedeniyle yine Dink’in gazeteci dostları tarafından kötü sinyaller verdiği düşünülen davada olumlu beklentiyi besleyen belki de tek şey içinden geçtiğimiz döneme özgü koşullardı.

Birçoklarına göre hem derin toplumsal ayrışmalar hem de devlet içindeki gizli yapılanmalarla yüzleşilmeye başlandığı bir dönemde, Dink davası da bu açılımdan pekala payını alabilirdi. Ancak davadaki nihai karar pek de bu yönde olmadı ve aynı çevrelerce çok şiddetli bir tepkiyle karşılandı; adalet yok edilmiş, toplum vicdanı yok sayılmıştı.

Dün yani 19 ocak’ta bu tepki sokaklara taştı, ciddi bir kalabalık Taksim’den Dink’in Şişli’deki gazetesine yürüdü. Döviz ve sloganlarla mahkemenin kararı protesto edildi.

Yürüyüşe katılanların bazıları atılan sloganlara takılmış; ‘Faşizma inat, kardeşimsin Hrant’ aslında içimizdeki ötekileştirme eğilimini dışa vuruyormuş. Zira faşistler öldürmese Hrant’la kardeş olmazdık, izlenimi yaratıyormuş.

Yine yürüyüşe katılan OrtaParmak.Com okuru Alen Kebapçıyan ise bu değerlendirmeye katılmayıp bize şöyle yazmış: ‘Ne alakası var? Ben bu sloganı bağırırken aslında Hrant’la kardeş olduğumu faşistlere inat haykırdığımı düşünmüştüm. Gerçi ben zaten Ermeniyim ama yanımdaki Türk arkadaşım da böyle düşünerek bağırmış. Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz’i de Hrant katledildikten sonra bağırmadık mı? O zaman da, öldürmeseler selam vermezdiniz, şimdi hepiniz Hrant oldunuz mu diyeceklerdi? Bıraksınlar bu işleri, sloganını söylemeyen derman bulamazmış…’

Stadın adı Lefter olsun mu?

İstanbul ve birçok çevre ilde elektrik kesintisi yaşanirken OrtaParmak.Com okurlarından Serhat Ağaçlıyol bizimle paylaşmış, biz de diğer okuyucularımıza iletelim dedik.

[Sabah Gazetesi'nin haberi]

Stelyo’nun vaftiz günüydü

Omuzda taşırlardı o gün evimi taşladılar

Fenerbahçe’nin efsanevi golcüsü, milli takımın yıldızıydı Lefter Küçükandonyadis. 6-7 Eylül Olayları’nı “Rum” olduğu için yaşadı. Yardımına ise takım arkadaşları koştu. Lefter o gün, Büyükada’da yaşadıklarını, SABAH’a anlattı: “Onbeş gün önce gol attığımda omuzlardaydım. O gün ise kayalar ve boya tenekeleriyle karşılaştım. En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Evde ne pencere, ne kapı kalmıştı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. İstanbul’dan Emniyet Müdürü evime geldi. Gece gördüğü manzara karşısında ‘Aman Allahım’ demişti. Çok sordular kim yaptı diye, ama o gün de söylemedim, bugün de söylemeyeceğim.”

FB TAKIMI KORUDU
Fenerbahçeli futbolculardan Melih Ilgaz, anlatıyor: “Lefter için endişelendik ve Büyükada’ya gittik. İbrahim Kösem, Niyazi Tamakan ve Şükrü Ersoy birlikte Lefter’i korumak için onun evinde kaldık.” Fenerbahçe’nin o zamanki kalecisi Şükrü Ersoy da şöyle anlatıyor: “Lefter’i korumak için bir gece evinde kaldık, ertesi gün birlikte idmana gitti. Birçok yabancı asıllı İstanbul’u terketti ama, o gole devam etti.”

Dosdoğru dost olmayan dostlar…

Fenerbahçe Karabük maçı sonrası NeTeVe’de yayınlanan %100 Futbol programı duygusal anlara sahne oldu. Türk futbolunun ‘kurucu unsuru’ ve ‘aile reisi’, ‘yenilse de yenilmez armada’nın Karabük karşısında 10 kişi kalmasına rağmen üç puan alması Bay Şeytan’ı ciddi şekilde hislendirdi. Takım içi dostluğun önemini: ‘Beşiktaş’ın bizi yıllar boyu yenmesinin nedeni onların iyi arkadaş olmasıydı. O dönem Beşiktaş Fener maçları için 3 olasılıklı derlerdi; Beşiktaş ya 1-0 alır, ya 2 ya da 3-0. Bayağı gücümüze giderdi. Şimdi Fener’de de böyle dostluk var…’ sözleriyle anlatan Bay Şeytan’ın bir ara sesinin titremesi dikkatlerden kaçmadı. Ağzından salyalar saçarak hakemlere, rakiplere, seyircilere ve basın mensuplarına saldırmayı ve tehditler savurmayı adet haline getirmiş Küçük Adam’a da değinen Bay Şeytan: ‘O aslında o kadar iyi bir insan ki, zaafı hırsı, bana karşı hep saygılıdır, abi der, bir sürü de çocuk okutuyor’ sözleriyle biz izleyenlere hem unutuğumuz bazı değerleri anımsattı hem de neden adına Bay Şeytan dendiğini.

Programı baştan sona izlediğini ve gözyaşlarını siler silmez OrtaParmak.Com’a yazmak üzere bilgisayar başına oturduğunu söyleyen okurumuz Ümit Birtek (44) bakın bu duygu ve dersler dolu gece için neler diyor: ‘Bay Şeytanın programda anlattıkları beni önce geçmişe götürdü. Gerçekten de o yıllarda feneri her maç eze eze marizlemenin tadı başkaydı. Pek öyle 1-0, 2-0 da olmazdı, artık takımdaki arkadaşlıktan mı bilinmez, çocuklar attıkça atarlardı. Hakemin kırmızı kart kararına şaşıran Bay Şeytan, nasılsa Fener’in dostluk arkadaşlık konusunda Beşiktaş’ı 20 yıl geriden takip etmesine hayret etmiyor.’

Diğer bir OrtaParmak.Com okuru ise şöyle yazmış:’Şu an kafam güzel, tam fener atak yaparken televizyonun önünden geçen kızın kafasına şişeyle vurdum, bi daha yapmaz zilli, anası olacak karı da çok dırdır ediyor, devre arası karın boşluğuna indirdim bir iki tane, yığıldı kaldı. Hakem bitiş düdüğünü çaldı, pişman oldum, neticede aile falan yani. Ama aynı Şeytan Başkanımın dediği gibi, sabah kalkayım, çiçek gibi insanım, kimseye saygıda kusur etmem. Parayı bir bulayım anında cami de yaptırıcam. Bu halimle yani, %100 Futbol beni es geçmesin, saygılarımla öpüjem…’

Çevir kazı yanmasın, Sansar reytingden olmasın… Alt başlık ‘Sansar ahlakı’

Pazartesi akşamı Antep Beşiktaş macının ardından sahne alan Sansar Bey, OrtaParmak.Com’un geçen haftaki yayınından rahatsız olmuş olacak, günah çıkardı. Beşiktaş’ın futbolunu ‘törpüleyen’ Q7, bu programın ‘aranan adamı’ oldu. Yokluğu Beşiktaş’ın gol atamamasının gerekçesi gibi sunulan Q7′nin meğerse varlığı bile takımı ateşlermiş… Sansar Bey’in bu keskin dönüşü ile ilgili okuyucularımızdan aldığımız çok sayıda mesaj arasından görsel medya uzmanı Püren Sesler’inki dikkat çekici: ‘Daha ne kadar ekranlarda kalır diye merak edilen Sansar Bey’in program formatı yaşıyla ters orantı kursun diye dinamizm dolu. Konuklarının aksine Sansar Bey ayakta. Hep gülüyor, duymayan kulaklara hoş mesajlar veriyor. İzaha ne hacet, gazetecilik hevesi, enerji vs… Ama daha dünkü bebek Sarı Sarışınoğlu’na yılların spikeri, yılların yorumcusu muamelesi yapması, programındaki dinamik biçimin kokuşmuş içeriğini kör gözlere sokuyor. İyiye giden bir Beşiktaş Sansar Bey’in maymunluklarına davetiyedir.’

Program elinde, törpüle sansar törpüle…

Perşembe akşamı programında Q7′nin takımı törpülediğini, çok top kaybetiğini ilgili ilgisiz yerlerde tekrar eden spor gurusu Sansar Bey’in tavrı OrtaParmak.Com okurlarının dikkatinden kaçmamış. Bu konuda görüşlerini gönderen okurumuz Aleyna İsyan (21) şöyle diyor: ‘HeykeliDikilecekAdam’ın sezonda 3-4 sıradan arapasıyla frikikine alkış tutmaya alışmış Sansar Amcam sanırım Q7′nin her hafta yaptığı muhteşem hareketleri izlemeye bile ayak uyduramıyor. Aynı amca daha ben çocukken, bu Beşiktaş böyle açıkara giderse biz işsiz kalırız, da demişti. Bu sene de programlarında Yıldızsız Beşiktaş en iyi Beşiktaş’tır temasını işleyecek gibi duruyor. Sizler OrtaParmak.Com olarak medyanın içindesiniz, belki bilirsiniz, bu amca daha ne kadar zaman program yapar?’

Fatmagül’ün suçu ne?

Son zamanlarda medyada çok sık yer alan haberler belki biraz farkındalık yaratmıştır diyorduk ki, Türkiye, 21 eylül’de kadına ve çocuğa yönelik toplu bir şiddet eylemine sahne oldu. Eşlerinin baskısıyla Kadıköy’de maç izlemeye zorlanan binlerce kadın ve çocukları, maç boyunca tiz perdeden garip sesler çıkararak tepkilerini dile getirdiler. Çocuklarıyla birlikte yaşadıkları bu acı deneyimi haketmediklerini haykıran birçok kadından biri olan Fatmagül T. (33); ‘ Federasyon’dan tek dileğimiz seyircisiz maç cezası verilmemesidir. Yavrularım için katlandım, başka analar yanmasın’ dedi.

Duran topların ustası…

Avusturya Futbol Federasyonu Başkanı Leo Windnter’in ev sahipliğinde Viyana’da düzenlenen yemekte UEFA Başkanı Michel Platini, UEFA 1. Asbaşkanı Şenes Erzik, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ve diğer bazı TFF yetkilileriyle biraraya geldi.

UEFA Başkanı Platini, çıkışta Türk basın mensuplarının ”Fenerbahçe’nin Avrupa Şampiyonlar Ligi’nden men edilmesi” ile ilgili sorularını da yanıtladı.

Türk gazetecilerin ”Fenerbahçe neden Şampiyonlar Ligi’ne alınmadı ?” sorusuna, ”Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne neden alınmadığını gerçekten bilmiyor musunuz?” sorusuyla karşılık veren Platini, daha sonra sözlerine devam ederek, ”Bu konuda soruşturma devam ediyor. Bittiğinde herkes, her şeyi tüm ayrıntılarıyla öğrenecek. Fakat Türk futbolu için iyi günler olmadığı kesin” diye konuştu.

Platini’nin açıklamalarını OrtaParmak.com’a değerlendiren bir yetkili ise; ‘Platini’nin duran toplara usta vuruşlarını özlemişiz, helal olsun’ dedi.